okul öncesi

okul öncesi sitesi www.anaokullu.com hizmetidir

Archive for the ‘okul öncesi eğitimde oyun etkinlikleri’ Category

İstanbul anaokulları

leave a comment »

İstanbul anaokulları

İstanbulda bulunan anaokulları bu listede

Atakentteki anaokulu

Atakeny anaokulu

Ataşehirdeki anaokulu

ataşehir anaokulu


Ümraniyedeki anaokulu

Ümraniye anaokulu

Okul öncesi matematik etkinliği

with 3 comments

Okul öncesi matematik etkinliği
etkınlık : matematık etkınlıgı

Öğrenme süreci

1. Ögretmen 10 farklı renkte kartondan hazırladığı kartonu sınıfa getirir.
2. Renkleri sorulur,sayılır.
3. Bunun yanı sıra 1 ‘den 10 ’ a kadar sayı kartları getirir.
4. Küçük bir kutuyu kaplayarak hazırlayıp oluşturduğu zarı da koyar.
5. Çocuklar iki gruba ayrılır.
6. Bir grup kuş diğer grup ise kopek ile olur.
7. Oyunun amacı zarı atıp gelen sayı kadar ilerleyip bulunduğu takımın hayvanını 10 nuncu basamağın sonunda bulunan evine ulaştırmaktır.
8. Her çocuk sırayla bir kez zar atmasına dikkat edilir.
9. Basmakların altında kaçıncı basamakta olduğunu söylemeleri istenir.
10. Zar üzerinde ki yazılarda (1 basamak ileri – geri ,olduğun yerde bekle .2 ilerle gibi )çocuklarin sayılara dikkat etmelerini sağlamalıdır.
11. Oyun bittikten sonra kazanan grup tebrik edilir ve oyun bir kez de hayvan grupları değiştirilerek oynanır.

kaynak: http://www.anaokullu.com

anaokulu boyama oyunu

leave a comment »

anaokulu boyama oyunu
Boyama oyunu

Çocuklar için boyama oyunu. Oyun anaokulu – okul öncesi eğitim çağındaki cocuklar için çok eğlenceli olacaktır. Aşağıdaki link’ten indirebilirsiniz.

boyama oyunu

Dosya boyutu: 13mb

anaokulu boyama oyunu indir

Dosya şifresi: http://www.anaokullu.com

Çocuk Ve Gelişim

with one comment

ÇOCUK EĞİTİMİNDE DİSİPLİN VE SINIRLAR     Eklenme Tarihi 2007/7/5 Yazıcı Görünümü
Çocuklar, kurallarını bilmedikleri bir dünyaya doğarlar. Anne babalarının ve çevresindekilerin kendilerinden ne beklediğini bilmezler ve şiddetle bunları bilmeye ihtiyaç duyarlar. Büyüdükçe kendilerinden beklenenlerin değişmesi ve çeşitlenmesi ise, durumu daha da zora sokmaktadır. Sınırlar, bu öğrenme ve keşfetme sürecinde çok önemli bir role sahiptir, ama ana-babaların öğretmeye çalıştığı dersler ve gönderilen sinyaller çok net olmadığı zaman, kolayca yıkılabilirler.

Aslında, yetişkinler için de durum çok farklı değildir. Yeni bir yere taşındığımızda ya da yeni bir işe başladığımızda oradaki mevcut düzenin yazılı ya da yazılı olmayan kurallarını bilmemek, bizleri de kaygılandırır. Bir takım yönergelere ihtiyaç duyarız. Yaptığımız davranışlar beğenildiğinde ya da tepki gösterildiğinde, bunun sebebini ve çözümünü öğrenmek isteriz. Kendimizden emin olamayız, kaygı ve gerginlik hissederiz.

Sınırların yeterince açık olmadığı ailelerde yaşayan çocuklar da aynı şeyleri yaşarlar. Dünyayı tanıyıp, kendi başlarına bir şeyler yapmaya, yeni yeni ilişkiler kurmaya başladıklarında değişik tepkilerle karşılaşırlar. Bunlarla başa çıkabilmeleri için ihtiyaçları olan en önemli rehber, net sinyallerdir. Onaylanmayı ve takdir görmeyi isteyen çocuklar, hangi davranışın bu olumlu duygulara götürdüğünü öğrenmek için, net mesajlara ihtiyaç duyarlar. Mesajlar ve çizilen sınırlar anlaşılır ve tutarlı olduğu sürece, çocuklar için onları anlamak ve uygulamak kolay olacaktır. Sınırlar net olmadığında, çocuklar bu sınırların dışına çıkıp başlarını belaya sokabilirler.

Çocuklar, çevreleriyle olan ilişkilerinde nerede durmaları gerektiğini deneyimleyerek öğrenirler. Zaman içinde yaşadıklarından çıkarımlarda bulunarak, yetişkinlerin güç ve kontrollerinin derecesini belirlerler. Bunun için de takip ettikleri yol oldukça etkilidir: “Yapmak istediklerini yap ve izle”. Çocuklar güç, otorite ve kontrol konusunda evde aldıkları dersleri asla atlamaz, biriktirir ve ileride mutlaka karşımıza çıkarırlar.

Çocukların hepsi, yeterlilik ve yeteneklerini fark etmek ve var olanın üzerine çıkarabilmek için, kendi yaşamlarına ait özgürlük, güç ve kontrole ihtiyaç duyarlar. Yeni doğan döneminden başlayarak çizilmesi gereken sınırlar, çocuğa ihtiyaç duyduğu özgürlük, güç ve kontrol imkânını sağlar. Çocuklara çizilecek sınırların genel hatlarını, ebeveyn belirlemekle birlikte, çocuğun kişilik özellikleri; sınırların şekillendirilmesinde, esnetilmesi ya da genişletilmesinde önemli bir etkendir. Ayrıca, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden ayarlanmalıdır. Belirlenen sınırlar, esnek ama gevşek olmayan; belirli ama tartışılamaz olmayan; tutarlı ama gerektiğinde değişebilir; zorlayacak ama incitmeyecek ve örselemeyecek nitelikte olmalıdır.

Çocuklarımız, bizlerin “ana-baba” olmamıza ihtiyaç duyarlar. Yani, güvende hissetmelerini sağlayacak sınırları çizmemizi ve belirlediğimiz sınırları korumada kararlı olmamızı beklerler. Güven ve devamlılık duyguları bunlara bağlıdır. Sınırlar güven verir. Çocuklar, hatlarını bildiği alanlarda kendilerini güvende hissederler. Çünkü sınırı nereden ve nasıl zorlarsa ne ile karşılaşacağını bilir. O yüzden gereksiz hamleler yapmaz. Böylece, çocuğa ana-babalık konusunda yetkin olduğumuz mesajını da vermiş oluruz ki; bu çok önemli bir hediyedir ve çocuğa çok iyi hissettirir.

Çizdiğimiz sınırların geniş, gevşek ve belirsiz olması, bir anlamda sınır olmaması anlamına gelir. Bu durum, çocuk için ürkütücüdür. Çünkü bu koşullarda çocuk, neyi, ne zaman, nasıl ve ne için yaptığını ya da yapması gerektiğini bilmediği için, gerçek yaşama dair işe yarar deneyimler elde edememektedir. Kurduğu ilişkilerde tutarlı olamamakta, kendi sınırlarının nerede bitmesi gerektiğini bilememekte, başkalarının özgürlüğünü göz ardı edebilmektedir. Çok geniş olan sınırlar çizen bir ailede çocuk durumu şöyle algılamaktadır: “Anne babamın izlememi istediği yolu çok iyi biliyorum. Ama bu yolu izlemek isteğime bağlı, zorunlu değilim. Sınırları görmezden gelebilirim, kabul edilebilir davranışların dışına çıkabilirim”. Sonuç olarak; sınırlar açısından kontrolsüz ailelerde, çocuklar sorumluluk kazanamazlar, çünkü onaylanamayacak davranışları ve seçimlerinden sorumlu tutulmazlar. Kontrolsüzlük, öğrenmeyi azaltır ve aşırı bir test etmeye yol açar.

Sınırların çok katı, tartışılamaz ve değiştirilemez olduğu ailelerde de sıkıntı yaşanır. Bu tarz ailelerde çocuk durumu şöyle algılamaktadır; “Anne babamın izlememi istediği yolu çok iyi biliyorum. Ama bu yolu izlemem çok zor ve sıkıcı. Çünkü bu yol çok dar”. Aşırı kontrollü ailelerde, çocuklara yeni yollar deneme ve araştırma için gereken özgürlük verilmemekte ve öğrenme için gereken zeminler engellenmektedir. Aşırı kontrol, öğrenmeye engel olur ve isyankârlığı körükler.

Çocukların uygun yaşam becerileri geliştirebilmeleri ve sorumluluk sahibi bireyler olabilmeleri için; açık, dengeli, tutarlı ve net kurallara ihtiyaçları vardır. Dengeli sınırlar, çocukların yeni beceriler edinmek için, ihtiyaç duydukları alan ve özgürlüğü sağlar. Sınama ihtiyaçlarını azaltır, isyankârlığı engeller ve sorumluluk duygusu kazanımına yardımcı olur. Dengeli kontrol, sağlıklı büyüme ve gelişme için olanak verir.

Söz konusu kavram sınırlar olunca, disiplin kavramını da açıklamak gerekmektedir. Disiplin yerleşik anlamından farklıdır ve daha fazlasını ifade etmektedir. Disiplin, katı kurallar ve ceza çeşitlerinin toplamı değildir. Sınırlandırmak, bilgi vermek ve eğitmektir. Evde kullanılan kurallar, çocuğun disiplin anlayışının temelini oluşturmaktadır. Erken yaşlarda “Çocukerkil bir ailenin hükümdarı” olmak dışarıdan onaylanabilir, hatta sevimli görünse de, küçük hükümdar bir süre sonra ailesi için dahi, ürkütücü olabilmektedir.

Ev içindeki disiplin sorunlarının önlenmesi, anne babaların can alıcı önemdeki bir sorumluluğudur. Bu sorumluluk temelde dört etkileşim alanını içerir:

Anne babanın çocuklarını sevme biçimi,
Anne babanın anne babalık etme biçimi,
Anne babanın birbiri ile ilişki kurma biçimi,
Anne babanın çocuklarını eğitme biçimi.

Bu dört etkileşim alanında birbiri ile tutarlı olarak yapılacak değişiklikler, karşımıza disiplin duygusu gelişmiş, sorumluluk sahibi, öğrenmeye hevesli, kararlarının arkasında durabilen, özgür bireyler çıkaracaktır. Sonuç olarak, tanımladığımız bireylere ulaşmanın yolu, bizlerin doğru anne babalar olmamızdan geçiyor.

Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Çevresel Farkındalıklarını Artırma Yolları

leave a comment »

Gelişimsel özellikleri nedeniyle meraklı, keşfetmeye istekli ve hevesli olan okulöncesi dönem çocukları, doğayla iç içe olarak bu isteklerine bir çıkış noktası bulabilirler. Doğayı aracısız keşfetme ihtiyacı tüm çocukların yaradılışında varolan bir özelliktir. Doğa, çok çeşitli materyali, değişken ve ilginç ortamlarda çocuklara sunmaktadır. Bu yönüyle doğa, çocukların gelişimlerini destekleyen bir sınıftır.Çocuklara düşen görev ise sadece çevreyi keşfetmektir.
Çevre bir çok özelliği içinde barındırmaktadır. Zengin çeşitlilik, değişimin gözlenmesi, canlı ve cansız her öğe, her eylem ve her süreç için bir işleve sahip olması, karmaşık olması, renkli olması ve estetik olması (Türksoy 1991). Çevreye duyarlılık, tüm bu özelliklerin farkında olmayı ve bu yönleriyle çevreyi keşfetmeyi gerektirmektedir.

Okulöncesi çocukları, doğayı inceleyerek bir çok beceri elde edebilir ve bu alanla ilgili deneyimlere sahip olabilirler. Sonbahar mevsiminde yerlere dökülen yapraklar, doğada bulunan yaprakları incelemek için çocuklara bulunmaz fırsatlar sağlar. Yine bu dönemde yaprakları inceleyerek farklı böceklerin yaprakları farklı şekilde kemirdiklerini de gözlemleyebilirler. Yaprakların renk değişim dönemi olan bu dönemde renk değiştirmeyen yapraklarla değişik renklere bürünen yaprakları karşılaştırarak nedenleri tartışılıp sınıflandırmalar yapabilir. Yapraklar sadece renk olarak değil şekil, büyüklük ve doku olarak da bizlere bir çok fırsatlar verir. Bazı yapraklar kalp şeklinde, bazıları oval şeklindedir. Bazılarının kenarları yumuşak, bazılarınınki sert, bazılarınınki ise iğne gibi sipsivridir. Ayrıca kokuları da
ler çocukların, farklı özelliklere göre sınıflandırma yapmalarını sağlamaktadır. Bu tip etkinliklerle hem çocuklar doğayı yakından keşfetme yeteneğini kazanacak hem de bazı temel kavramsal becerilere ulaşmaları da sağlanacaktır (Galvin, 1994).

Mevsimsel farklılıklar da çocukların çevresel farkındalıklarını artırmada eğitimcilere sınırsız kolaylıklar sağlamaktadır. Karda insanların ve hayvanların ayak izlerini izlemek, bu izleri saymak, izlerdeki ayak büyüklükleri hakkında fikirler üretmek ve bu izleri çocukların kendi izleri ile karşılaştırmak diğer zamanlarda karşılaşamayacağımız fırsatlar tanımaktadır. Böyle fırsatları değerlendirerek çocukların kelime hazinelerinin ve mantıklarının gelişmesi sağlanmış olmaktadır. Saymak ve karşılaştırmalar yapmak, çocukların matematiksel becerilerini de artırmaktadır (Galvin, 1994, Dighe, 1993).

Zamanların çoğunu çocuklarla birlikte geçiren eğitimcilerin çocukların çevreye duyarlılığını artırmak için özellikle üzerinde durması gereken bir çok nokta bulunmaktadır; İlgi çekici öğretim yöntemi geliştirme : Eğitimciler, çocuklarda var olan merak, istek ve hevesleri, farklı öğretim yöntemlerin kullanarak ellerinden geldiğince desteklemelidirler. Oluşturulan uyarıcı ortam ve bu ortam da çocuklara sağlanan olanaklar ve malzemeler, onların meraklarını tahmin etmelidir. Bu öğretim yönteminde, çocuklar düşünmeye araştırmaya ve keşfetmeye teşvik edilmeli ve eğitimcilerle deneyimleri paylaşılmalıdır.

Çevre gezileri düzenleme : Çevre gezileri, çocuklara doğayla ilgili bilgileri sunmak için mükemmel bir olanaktır. Çocuklarla beraber çevre gezilerine çıkılarak doğayla iç içe olmaları ve gözlem yapmaları sağlanmalıdır. Çocuklar ayrıca doğayla ilgili soru sormaları için yüreklendirilmeli ya da eğitimci tarafından konu ile ilgili sorular sorularak merak uyandırılmalıdır. Eğitimciler, onların minicik kafalarını birazcık karıştırıp gezi sırasında konuya ilgi çekerek düşünmelerini sağlamalıdırlar. Çocukların Bu ne?, Neden?, Niçin? vb sorularını derhal yanıtlamanın onların öğrenmesine bir yararı olmadığı gibi çocukların düşünmelerini sağlamadığı için verilen cevabın kalıcı olmayacağı da unutulmamalıdır. Yetişkinlerin çocukların sorularına hemen cevap verme alışkanlıkları, çocukların bağımsız bir biçimde doğayı keşfetme ve bilgilerini kendilerinin inşa etme isteklerini engellemektedir (Galvin, 1994).

Gezi öncesinde çocuklara orada nelerle karşılaşacakları önceden açıklanırsa, çocukların dikkatlerinin eğitimsel hedeflere çekilmesi daha kolay olacaktır. Ayrıca gezi sırasında fotoğraflar çekmek ve bazı kayıtlar yapmak, daha sonra gördüklerini tartıştıklarında hatırlamalarına ve o anda kaçırdıkları detayları görmelerini sağlayacaktır (Taylor ve ark. 1997).

Erken yaştaki çocukları doğada bir yürüyüşe çıkarttığımızda onlara sunacağımız bir çok fırsat vardır. Böyle bir gezi için önceden hazırlıklar yapılmalı, büyüteçler, toplanan materyalleri koyabileceğimiz torbalar ya da plastik, içi görünebilen bardaklar alınmalı, kağıt kalem bulundurulmalıdır. Bu geziler sırasında öncelikle çocuklar, duyularını kullanmaları için motive edilmelidir. Geziye çıkmadan önce eğitimcilerin de bazı hazırlıklar yapmaları gerekmektedir. Mevsim özelliklerine göre bitkiler ve hayvanlardaki değişimlerin neler olduğu, nedenleri göz atılması gereken bilgilerdendir. Gezi sırasında çocukların her yeni buluşuyla ilgilenilmeli ve çocuğa sorular sorulmalıdır. Fakat karşılaşılan böcekleri onlara zarar vermeden incelemek en önemli kural olmalıdır. Farklı havalarda dolaşarak (örneğin yağmurlu, güneşli) çocuklarda mevsimsel farklılıkları fark etmeleri, tabiata ait olma duygularını yakalamaları, hayal güçlerini kullanmaları ve bu geziler sırasında kazandıkları deneyimleri ifade etme yeteneklerini geliştirmeleri sağlanabilir. Çocukların gezi boyunca yaptıkları denemeler oldukça ilginç olmaktadır. Çamur birikintilerini adımlarla veya ağaç dalları ile ölçmek, su içinde yaprağın kaç tane taş yüzdürebileceğini denemek ve bunu daha büyük ve küçük yapraklarla karşılaştırmak sadece bir kaç örnektir (Fenton, 1996).
Çevre gezilerini değişik zamanlarda tekrarlamak her seferinde çocukların farklı şeyler keşfetmelerini sağlayacaktır. Örneğin; kışın ördekleri beslemek amacıyla yakın çevredeki bir parka gidildiğinde, donmuş bir gölle, aynı gezi bahar aylarında planlandığında ise çocuklar farklı deneyimlerle karşılaşacaklardır. Bir dağa, seraya yada bir çiftliğe yapılan gezilerde bu değişimleri yakalamak mümkün olacaktır (Taylor ve ark. 1997).

Geziler sırasında eğitimcilerin görevi, çocuklara uygun çevrede uygun araçlar sağlayarak doğa ile güvenli bir ilişki kurma fırsatını yaratmaktır. Eğitimciler doğayı ve doğa ile ilgili olayları iyi bilmelidir ki çocukların keşiflerini ve deneyimlerini ona göre yönlendirebilsinler (Fenton, 1996). iyi planlanmış bir çevre gezisinde eğitimciler, emniyet için gerekli kuralları ve uygun davranışları, nereye gidileceğini, ne görüleceğini ve oraya nasıl gidileceğini çocuklara önceden açıklamalıdırlar (Taylor ve ark. 1997). Ayrıca eğitimciler, yapılan gezilerde çocukların canlı bir şeyleri toplamalarını ve koparmalarını değil dinlemeleri, dokunmaları, koklamaları, göstermeleri ve gözlemlemeleri üzerinde durmalıdırlar (Dighe, 1993).

Çevre ile ilgili kitaplar okuma:
Çevre eğitimi ya da fen-doğa ile ilgili kılanlar okunarak, çocuklarda çevre bilinci oluşturulmalı, çevrelerine karşı ilgili, duyarlı ve keşfetmeye istekli olmaları sağlanmalıdır. (Dighe, 1993). Çevre ile ilgili kitaplar aracılığıyla çocuklarda konuya merak uyandırarak çevrelerini keşfetmeleri sağlanmalıdır. Zaman zaman hayal dünyaların geliştirici anlatımlara ve örneklemelere de yer verilmelidir.

Çevre ile ilgili konuları oyunlaştırma:
Doğa ve çevre ile ilgili konulara program içerisinde yer vererek, çocukların bunları oyunlaştırmaları desteklenmelidir. Böylece olayları somutlaştırarak çocukların yaşayarak – yaparak öğrenmeleri sağlanmış ve kolaylaştırılmış olur. Bu oyunlara eğitimcilerin de katılması, oyun içinde yönlendirme yapmalarını, ortaya çıkan fırsatları değerlendirmelerini sağlayacak ve çocukların kendilerini ifade etmelerine yardım edecektir.

Sanat eğitimi verme:
Çok küçük yaşlardan itibaren çocuklara sanat eğitimi verilerek güzelliklere karşı duyarlılık artırmalı, gözlem yapma yeteneği geliştirilmelidir. Sanatın hayatın bir parçası olduğu mesajı, çocuklara verilmelidir. Ayrıca sanatsal etkinliklerde gerçek sebze-meyve ve tahıl-kurubaklagillerin kullanımını engellemek, onların baskılarda ya da kolay çalışmalarında kullanılması yerine yiyerek tüketilmesi de çevreye duyarlılığın önemli bir boyutudur (Dighe, 1993). Artık materyallerin ve geri dönüşümü olan kağıtların kullanımı ya da beğenilmeyen resimlerin yapıldığı kağıtların yırtılması yerine arka yüzlerinin kullanımı etkinliklerde dikkat edeceğimiz çevresel boyutlardır.

Sınıf etkinliklerini dışarıya taşıma:
Zaman zaman sınıf içinde yer verdiğimiz etkinlikler dışarıya taşınmalı, çocukların doğayla iç-içeyken şiir yazmaları, hayallerini resme dökmeleri ya da değişik tasarımlar yapmaları sağlanmalıdır. Hikaye kitabı okumak da , doğada yapılabilecek bir diğer etkinliktir. Okunulan öykülere uygun olarak çocukların yaratıcı bir şekilde düşünmelerini sağlayacak oyunlar da oynanabilir (Fenton, 1996). Doğa ile ilgili öyküleri canlandırırken yapılan gözlemlerden yararlanarak kostümler de hazırlanabilir. Hazırlanan kostümlerin basit ama çocukların el emeği olmasına ve gerçeğe yakın hazırlanmasına da özen gösterilmelidir. Ayrıca, müzik, dans ve sanat etkinlikleri de dışarıda yapılabilir (Dighe, 1993). Bazı zamanlarda yemekleri ve ara öğünleri doğayla baş başayken yemek, eğer varsa balkon ve terası kullanmak, piknik yapmak da çocuklar açısından yararlı olacaktır. Çocuklar dışarıdayken içeride olduğundan daha fazla doğayla ilgili deneyim kazanacaklardır. Güneşin sıcaklığının, rüzgarın gücünün, gölgenin serinliğinin farkına varacaklardır. Etkinliklerini gerçekleştirirken açan çiçekleri, çiçekten çiçeğe konan böcekleri ve mevsimlerin farklılığını da yaşayacaklardır. Dışarıda planlanan etkinliklerde çocuklar, doğadaki nesnelere dokunma, koklama ve o nesneleri görme şansını da yakalayacaklardır. Böylece gerçek boyutlarını öğrenecek ve karşılaştırmalar yapabileceklerdir.

Oyun alanlarını iyi planlama:
Çocukların doğayı tanımaları ve doğal dünyayı öğrenmelerini sağlayan en uygun yerlerden biri de oyun alanlarıdır. Oyun alanları bazı çiçeklerin ve serbestçe dolaşan evcil hayvanların bulunmasına olanak kılacak kadar geniş olmalıdır. Dikkat edeceğimiz tek şey, evcil hayvanların çevresinin onların doğal yaşam koşullarına uygun olmasını sağlamaktır. Hayvanlara özgü bazı davranışları ve yaşantıları anlamak, bitkilerin nasıl büyüdüğünü gözlemek ve bakımlarının nasıl yapıldığını öğrenmek ve tüm bunlara bağlı olarak doğaya saygı duymak birincil amaç olmalıdır. Oyun alanının engebeli yerlerine plastik borular yardımıyla tüneller inşaa etme, çocukların bu gibi yerlerde barınan hayvanların yaşantılarını öykünmelerine yardım edecektir. Ağaçları büyük dalları arasına iki çocuğun oynayabileceği tahtadan evler inşaa etmek, hem kuş yaşantılarını incelemek hem de kendi oyun çevrelerini oluşturmaları açısından yararlı olmaktadır.

Bahçe içinde oyun alanının biraz dışında bir yerlerde çevresi belirlenmiş ekip biçmeye elverişli bir yerde soğan, domates, marul, maydanoz, biber, çilek, patlıcan vb. yiyecekler yetiştirilebilir. Böylece çocukların bitki yetiştirmenin aşamalarını öğrenmeleri sağlanmalıdır. Ekmeden önce toprağı kazmak, taş parçalarından ve eski köklerden toprağı arındırmak, tohumu ekmek ve üstünü toprakla kaplamak ve beklemek. Zaman zaman organik maddelerle toprağı beslemek, sulamak ve gelecek ekim için nasıl hazırlamak gerektiği konusunda çocuklara bilgi vermek de gerekmektedir. Topraktan ilk filiz görün-düğündeki heyecan, çocuklarla paylaşılmalıdır (Dighe, 1993). Bahçede eski materyallerden de yararlanılabilir. Örneğin; eski bir akvaryum kaktüs bahçesi oluşturmak için kullanılabilir. Fakat çocukları dokunmak için değil sadece seyretmek için olduğu konusunda uyarmak gerekir (Wilson ve ark, 1996). Bahçecilikle çocukların ilgilenmelerini sağlamak için bazı kurallara dikkat etmek gerekmektedir. Öncelikle küçük yaşlarda başlamak, basit sorumluluklar vererek yardım etmesini sağlamak, ekmesi kolay olacağı için iri tohumları tercih etmek, kısa zamanda sonucunu göreceği tohumlar kullanmak, çocukların ektikleri tohumlara ya da fidanlara etiketler koymak, çocukların boyutlarına uygun aletler kullanmak, eğer uygun bir yer varsa sınırları belirlenmiş ayrı bir yeri kullanmasına izin vermek, nasıl büyüdükleri, nelere ihtiyaçları olduğu gibi sorular sorarak düşünmelerini sağlamak ve onların sorularına cevaplar vermek, ortaya çıkan ürünü pişirip yemek, iyi model olmak ve en önemlisi bu işten zevk almalarını sağlamak (Clemens 1996; Miles 1989).

Çevreyi iyi düzenleme:
Çocukların doğal çevreye ait bilgilerini ve farkındalıklarını artırmak için yapılabilecek bir şey de, onların etraflarını bitki ve hayvan resimleri ile donatmaktır. Bu amaç için eski dergilerden kesilen manzara resimleri kullanılabilir. Çocuklar bu resimlerdeki gerçek nesneleri ne zaman ve nerelerde gördükleri hakkında konuşmaları için cesaretlendirilmelidirler (Wilson ve ark.,

Model olma:
Çocuklar yetişkinleri pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da model alarak ve onların davranışlarını gözlemleyerek, çevreyi sevmeyi ve çevre ile ilgilenmeyi öğrenirler. Yetişkinler ağaçlarla, çiçeklerle ya da böceklerle ilgilendiğinde ve onlara gereken özeni gösterdiğinde, çocuklarda çevre bilincinin doğup gelişmesi sağlanabilir ve çevresel farkındalık geliştirilebilir (Galvin, 1994). Ayrıca çocuklar gereksiz kağıt, su ve ışık kullanımından kaçınmak gibi çevreyi korumaya yönelik davranışları da yetişkinlerden model alırlar.

Sonuç
Okul öncesi yıllar.gelecek nesillere çevrecilik bilincini taşımada, doğa hakkındaki olumsuz tutumların ve duyguların önlenmesinde, yaşam boyunca sürecek olumlu etkileşimin sağlanmasında ve koruyucu alışkanlıkların geliştirilmesinde en uygun yıllardır. Çevrecilik eğitimi, doğal çevrenin korunması ve çocuğun gelişimi için oldukça önemlidir (Wilson ve ark., 1996). Ve en önemlisi, doğa, küçük yaştaki çocuklar için eğlence dolu, heyecanlı ve gelişmelerini sağlayıcı bir ortam oluşturmaktadır. Biz eğitimcilere düşen görev ise öncelikle çocukların heyecan, merak ve ilgilerini paylaşmak (Dighe, 1993) ve bu doğal ortamdan olabildiğince yararlanmak ve keşfetmek isteyen çocuklara yol göstererek onların çevreye duyarlı olmalarını sağlamaktır (Galvin, 1996).
Unutulmamalıdır ki, çocuğun çevresine karşı duyarlı olabilmesi, çevre hakkında bilgi sahibi olması ve böylece kendi varlığı ile ilişkilendirilmesi ile olanaklıdır (Türksoy 1991). Ve doğaya saygının, çevreyi öğrenmenin önemli bir boyutu olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Aşağıdaki öneriler, okulöncesi çocukların çevreye duyarlılığını artırmak amacıyla hazırlanmıştır.

Okul öncesi eğitim programları içerisinde, bilim ve çevre ile ilgili konulara ver
merak duyması sağlanmalı ve çevreyi nasıl koruyacakları hakkında bilgi verilmelidir.
Sınıflarda doğa ve bilim köşelerine yer verilmeli,
Müzeler, oyun alanları vb. yerlerde bazı kısımlar, her yaştaki çocukların dokunabilecekleri, aktif olarak katılabilecekleri fırsatlarla donatılmalı (örneğin, gördüklerini o anda resimleyebilecekleri yerler, kağıdı üstüne koyup izini çıkarabilecekleri mekanlar, hayvanları yakından gözlemleyebilecekleri yerler vb.)
Okulöncesi eğitimcilerinin ve ebeveynlerin çevreye duyarlı olmalarını sağlayıcı eğitimden geçirilmeleri de oldukça yararlı olmaktadır.

İstememezliK

leave a comment »

Eğer çocuk annesinden ayrılmak ve anaokuluna gitmek istemezse, neler yapmak gerekir?
Her çocuk seçme şansı verilirse, doğal olarak annesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme kapasitesine sahip değildir.

Bu nedenle anaokuluna başlama gibi çok önemli bir kararının çocuğun anlık isteklerine bakılmaksızın anne-baba tarafından verilmesi gerekir.

Çocuğun istemediği taktirde okuldan alınacağını bilmesi veya bunu sezmesi, okula uyumunu ve düzenli devam etmesinin sağlanmasını zorlaştırır, hatta bazı hallerde imkansız hale sokar.

Bu nedenle, anaokulu ile ilgili önemli bir sorun ya da hastalık durumu olmadığı sürece okuldan ayrılmasının söz konusu olmadığı çocuğa anlatılmalıdır.

Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur. Hiç ayrılık yaşamamış çocuk, aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.

İlk birkaç gün çocuğun yeni ortama güven duyması ve aşinalık kazanması için öğretmenlerin önerileri doğrultusunda anne-baba anaokulunda belli bir süre kalabilir. Ancak bunun birkaç günü geçmemesi ve anaokuluna bırakırken anne-babanın vedalaşma süresini kısa tutması ve duygusal sahnelerden kaçınması önerilir.

Okul öncesi eğitimde çocuklar ne tip becerileri kazanır?
Çocuklar okul öncesi eğitim ile sosyal, duygusal fiziksel ve zihinsel birçok beceri kazanır ve geliştirirler.

Sosyal olarak paylaşmayı, sıra beklemeyi, kurallara uymayı, karşılıklı konuşmayı, oyun kurmayı, yaşıtları ile çıkan çatışmaları çözmeyi, kendini korumayı ve diğer çocukların haklarına saygı göstermeyi öğrenir.

Yemek, uyku, tuvalet gibi özbakım becerilerini kazanmak, anne-babadan ayrı kalmak duygusal gelişimine katkıda bulunarak kendine güvenini artırır.

Anaokullarındaki kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması ise çocukların ince motor becerilerini geliştirir. Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi faaliyetlerle de kaba motor fonksiyonlarını kullanır ve geliştirir.

Anaokulundaki nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi çeşitli faaliyetler çocuğun matematik ve bilim becerilerinin gelişmesini sağlar.

Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir.

Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir.

Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de dikkat ve konsantrasyonun artmasına ve erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Anaokulu çocuğun yaratıcı yönlerini ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmak açısından da önem taşır.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.